22 Nisan 2011 Cuma

Ferfecir..

Yürürüm, bedenimin çığlıklarına inat…
Ne dilim ne de aklım yeter seninle buluştuğum an; kalbimin çektiği zılgıtlardan dökülenleri..
Üstümdeki geceyi örtebilen tek aydınlıksın; ferfecirimsin..
Ben gözlerine bakarken, kaybolur ruhum ortalığında,
Yeltenmem bulmaya kendimi; yüzyıllarca kalayım ben sende
Ve sen her gecenin sonunda yine doğ üstüme
Yerle bir olsun sensiz geçen zamanlarımın şehirleri
Bir tek gözlerinden bu yüreğe akan ışıklardan doğan nehirler kalsın
Her sabah o nehirlerin sularıyla yıkansın yüzüm
Uykularımda üstümü örttüğü gibi, tüm uyanışlarım gözlerinde olsun
Ferfecirimsin; bir gece ansızın uzak bir diyarda üstüme doğan
Ve sen bana o kadar uzakken bile tebessümüm olurdu gözlerin; en hırçın anlarımda
Ah şu gözlerin…
Ne hakkın var gözlerinden üstüme yağmurlar yağdırmaya
Bilmez misin yüzün solukken ne kadar üşüdüğümü
Kimsesiz kalır yüreğim ve gözlerini her kapattığında
Yeni bir isim ararım çaresizliğime…
Bak bahar da geldi senin doğduğun yerlere
Hadi gülümse ne olur!
Kayıp olduğum şehrinde de açsın çiçekler
Baharın senden aldığı kokular saçılsın; gülüşün koksun her yerim
Hadi gülümse ne olur!
Karanlık olmasın yolları Seferi’nin
Daha çok yolu var yürüyecek, bilmez misin hala;
Ferfecirimsin…



05.04.11 – Lizbon/Portekiz..gözlerine dair bir ferfecir..

29 Mart 2011 Salı

Do Major...

Gözlerinin renginde bir sis oturmuş gözlerime,
bir zenci gırtlağındaki "do major" kadar yoğun bir açlığa gebe,
üşüdüğümü unutturan, tam şah damarımın üstünde bir gezgindin,
bastığın her yer zaten tahriplenmişti, (unutmuştuk unutulmaması gerekeni tarihimiz felçli bir bedeviydi sadece)
ve nice mayından acınası bir aşkın tortusu kalmış geriye
mülteciydim sadece bir "do major" gibi
denizaşırı sürgün...
Her sürgün gibi; aldığım nefes çoğaldıkça,

ben tenhalaşıp ölüyorum...

22 Aralık 2010 Çarşamba

Eziz Dostum Mennen Küsüp İncidi...

Eziz Dostum Mennen Küsüp İncidi
Ayrılık Yaeğ Kimi Çekti Yeridi
Gezdiğin Yerleri Od Basıp İndi
O Gedip Galmışam Hesretindeyem


Neçe Nağme Goşum
Neçe Dillenim
Dost Gedip Özüme Gelebilmirem
Ele Bir Ellerim Yoh Olup Menim
Gözümün Yaşını Silebilmirem


Çaldığı Sazını Getirip Mene
Görsün Ki Çalmakta Neçe Mahirem
Elinde Yay Kimin İncelsin Gine
Ziyler Hep Çekilin Güyüldi Odam


Neçe Nağme Goşum
Neçe Dillenim
Dost Gedip Özüme Gelebilmirem
Ele Bir Ellerim Yoh Olup Menim
Gözümün Yaşını Silebilmirem

24 Ağustos 2010 Salı

Az Geldik...


Gözlerimi henüz açmıştım ki…
Bir nefes… bir nefes diledim o an,kalbimi yeniden hissedebilmek için… gökyüzüne bakıp da göremediğim an anladım kayıp gittiğini ya da sönmene sebep ben… ne anlamı vardı ki, sen yoktun ve ben hala seçebiliyordum renkleri… Ankara gibi olsun istedim o an görebildiğim her şeyi; gri…
Şimdi aynanın karşısında sana bakıyorum gözlerimden; tüm maskelerimi çıkarmış… Haklıydın, haklıydım hatta herkes haklıydı ama değişmiyordu skor işte; yenilgini hazmedemezken mağlubiyetim bir ak daha eklemişti çoktan; kumrallığını yitirmeye yüz tutmuş saçlarıma…
Bir şarkıydın, bir şiirin adı oluyordun, tuşları isminin harflerinden ibaret bir daktiloydun ve gidenler kervanında bir Seferi... Hiç bakmadın ardında sürüklenen beni… dizlerim acıyordu, göğsüm acıyordu, gözlerim tozla doluyordu ve göz kapaklarım bir bataklığa dönüşüyordu… Yüzümdeki çizgiler şimdi birer ark oldu ardından yağan yağmurların yarattığı sellerden…
Durma ne olur, olabildiğince büyük adımlar at ve bakma sakın ardına ki o güzel gözlerin görmesin yarattığımız eserimizi; yalnızca kanla karışık yağmurlar altında görülebilen…
İsimlerimizin baş harflerinden doğuyordu tüm kutsal kelimeler; Aşk gibi… gel gör ki “Az” geldik Aşkı anlamaya…
Hoşça kal…

23 Mayıs 2010 Pazar

Bêtebun...


Çi şevek giran bu tû nizani…
Ev çen sal çêbu te ji welatê dilêmin barkir
Wek şevek anha bu; zivistan bu, ba bu, baran bu
Gir girê Tav û bruska bu li ser rûhemin
Û ewrê tarî girt li ser qesra mi ji ter çêkiribu di dilê xwede
Çuna te bêkesî bu, ğela bu, tûnebun bu û êşa evîndarîyê bu
A wê çağê mi nû famdikir; evîndarî bi zimanê kûrdî çûxwas bi mâne bu

Mi tû çare ji tûnebuna tere nedît
Ne tû çem û ne tû bahra; tî buna dileminî bê te mabu derbas nedikir
Ne şoka rojê u ne tarîya şevê, xeyala suretê te ji ber çavêmin wenda nedikir
Ne pirsa hevala û ne axa welat, hilma minî bê te fire nedikir
Hêvyamin xwedayê jor bu,wî jî tû ji mir li jêr ava nedikir

Ez lalim, ez ker im, ez korim, ez evdalim
Peyva bê navête zimanêmin qebul naki; bi peyivi
Deng ji dengê te xweştir nehatîyi cîhanê ez gûhdar bikim
Çavêmin bi hêsira mij girtîyi; ji ber tû ne li pêşyamini
Tebatî nakevi cesedê canê mi lêêêê
Ez bum evdalek li ser çol û çepelâ bi hewar bi gazî
Navê hewar û gazîyami tû bu,û cîhan û alemê gûhdar dikir
Hew dengê min ne dihat te,ev jî tûnebuna te li min giran dikir
Zikê Ezraîl bi halê min di şewitî;mirinê ji mirê şujde dikir


24.05.2010- 02:17 /Ankara

3 Temmuz 2009 Cuma

etme Şems...


Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme
Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme
Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme
Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme…
Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme
İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme!!

(Şems ve Rûmi anısına...)

3 Mayıs 2009 Pazar

Bir Gece Yürüken


Sokağın başında durmuş elleri cebinde bekliyorken rastladım…
Belliydi bedeninin üşümediği,ruhunda vardı bir buz kütlesi
Gözlerinden esen rüzgardan anladım…
Ankara yine soğuktu bahar gelmesine rağmen
Anlamadım bu şehri, nedendir bir türlü kıştan ayrılamadığını
Anlamadım gitti…
Evime dönerken rastladım ona, birini bekliyormuş gibi durdum
Bilmiyorum neden ama belliydi, geçenler bir şey anlatmak istiyor
Ama yutkunuyordu içine doğru, zifiri ve ıslak…
Neden durdun demedim kendime,çünkü hatırlıyordum bu resmi
İstanbullu yıllarımdan bir andı ifadesi…
Yok yok, sadece bu değildi beni bekleten, bir de eskiye dair bir hatırımın başrollerindendi..
Sarıldık uzun uzun,ne ettiysem gelmedi..
Bırakmış kendini üstüne üstüne gelen hayatın derdinden…
Bir gün ansızın çıkıvermiş evden ve hiç kimse de dur dememiş
O günden beri kendini hangi şehirde bulursa, dünyası durduğu bir sokak başıymış..
Öyle de gururlu ki, bir selamını alır dostundan bir de özlediği günlerin hikayesini
Hoş, elimi cebime atsam da olmazdı ya bir şeye derman
Bir de ben yutkundum ve öylece kaldı boğazımda…
Ey dost,
Bilirim görmeyeceksin bu satırları ama hepsi sana dair
Yutkunsam ölürüm,çıkarsam kan bulanır dünyaya
Günler önce dilime dolanmıştı “bena hol” ve tebessüm olmuştu ben de
Zaza dilinde “her şey güzel olacak” anlamındaydı bu cümleler
Ayrılırken kulağına söylediğim son sözlerim belki de sana
Ama şimdi ben ne kadar inanıyorum buna muamma…
….
…
Tutunmak gerek tutunmak !Otobüsteki yolcular gibi değilAnnene sarılırcasına tutunmak !15 inde parayla,25 inde umutla tanışmak değil hayat aslındaOjesiz eller,masum bakışlar arasında açlığı tatmak değilBinmek gibi değil son model arabana Son ekmeğini bölüp paylaşmakTutunmak gerek tutunmakBıraktıracaklarını bile bile tutunmak hayata…

(Ankara sokaklarında bir dosta selam… 04.05.2009)